BAHÇE GALATA'DA BU AY
Leziz
04 Şubat - 20.30
Leziz, aynı evi paylaşan iki kadının, üst kata taşınan ev sahiplerinin gelişiyle sarsılan dengelerini anlatır. Hayatta kalma yolları farklı olsa da birbirine tutunan iki kadın, dışarının içeri sızmasıyla kimliklerini, kırılganlıklarını ve aidiyet kurma biçimlerini yeniden tartışmak zorunda kalır.
Devam
Düldül
05 Şubat - 20.30
Bir çekçek, bir çocuk, bir kovboy…
Ekmeğini çöpten çıkaran bir çocuk olan Süleyman'ın hayallerine, umutlarına, var olma mücadelesine dair bir hikaye.
Yoksulluğun, özgürlüğün, direnmenin ve büyüdükçe kaybedilen masumiyetin hikayesi… “Bakalım bugün Redkit’i hangi maceralar bekliyordu..."
Ada Kasabası
06 Şubat - 20.30
Kate, Sam ve Pete küçük bir kasabada sıkışmışlardır. Sam küçük kardeşiyle yeni bir hayat kurmaya çabalarken Pete’in tek amacı baba olmaktır. Kate ise sadece ufkun arkasında ne olduğunu merak eder. Fırsat ve umudun giderek tükendiği, vakit geçirmek için yapacak tek şeyin içmek olduğu bir kasaba.
Devam
Ada Kasabası
06 Şubat - 20.30
Kate, Sam ve Pete küçük bir kasabada sıkışmışlardır. Sam küçük kardeşiyle yeni bir hayat kurmaya çabalarken Pete’in tek amacı baba olmaktır. Kate ise sadece ufkun arkasında ne olduğunu merak eder. Fırsat ve umudun giderek tükendiği, vakit geçirmek için yapacak tek şeyin içmek olduğu bir kasaba.
Devam
En İyi İkinci
07 Şubat - 20.30
“En İyi İkinci” kaderi, kıl payı kaçan fırsatları ve hayatın dolambaçlı yollarını anlatan dokunaklı bir komedi. Bizi biz yapan o dönüm noktalarına dair bir hikaye olan En iyi İkinci, "Seçilmeyen yollar" yüzünden "Tam o anda bunu yapsam daha iyi bir hayatım mı olurdu acaba?" diye kendini yiyip bitirenler ve kaçırdıkları hayatın göründüğü kadar parlak olup olmadığını sorgulayan herkes için.
Devam
En İyi İkinci
07 Şubat - 20.30
“En İyi İkinci” kaderi, kıl payı kaçan fırsatları ve hayatın dolambaçlı yollarını anlatan dokunaklı bir komedi. Bizi biz yapan o dönüm noktalarına dair bir hikaye olan En iyi İkinci, "Seçilmeyen yollar" yüzünden "Tam o anda bunu yapsam daha iyi bir hayatım mı olurdu acaba?" diye kendini yiyip bitirenler ve kaçırdıkları hayatın göründüğü kadar parlak olup olmadığını sorgulayan herkes için.
Devam
Kaşık
08 Şubat - 20.30
“Okyanusta geceleri karşılıklı geçen gemiler, kısa bir süreliğine birbirlerine ışık tutarlarmış. Sadece birbirlerinin varlığını fark etmek için. Geceleri, kocaman bir hiçliğin ortasında yalnız olmadıklarını görmek için. Bu hikayede biz gemiyiz. Ve karşılıklı geçtik. Işığımızı yaktık. Şimdi de devam etmemiz lazım. En azından ışığımız vardı.”
Kaşık, iki yaralı insanın denk gelişini ve yaralarının ilişkilerinde istedikleri şeylerin nasıl önüne geçtiğini anlatıyor.
Gecenin karanlığında, bir okyanusun ortasında karşılıklı geçen iki gemi.
Her şeyin metalaştığı dünyada değişen ilişki şekilleri.
Birbirlerini en azından fark ettikleri için minnettar olan iki insan.
Kurulamayan ilişkilerin nedenlerini sorgulayan ve sorunun varlığına karşı dik duran bir oyun.
Bay Samir
11 Şubat - 20.30
“Asil bir yaşam mücadele ile geçer. Rezil bir yaşam ise daha çok mücadele ile geçer.”
Hayatla mücadele etmekten yorulmuş olan Bay Samir; bir iş çıkışı her akşam yürüdüğü yolun yabancılaştığını fark eder. Bu yol üzerinde bulunan ve sürekli seyrettiği tuhafiye dükkânı yıkılmıştır. Vitrininde yıllardır duran çirkin plastik manken ise ortadan kaybolmuş, Bay Samir’in anılarıyla birlikte huzurunun kırıntılarını da yanında götürmüştür.
Lodoslu bir akşam, Bay Samir’in Taksim ile Şişli arasındaki spiritüel yolculuğu böyle başlar. Yollar, kaldırımlar, kuşlar ve yalanlar üstüne bir hikâye…
Moira
12 Şubat - 20.30
Sen hiç kendini ait hissettin mi yaşadığın şehre?
“Moira” tam da bunun peşinden gidiyor.
Üzerine yıkılmak üzere olan evlerde hayata tutunmaya çalışan üç kadının, Umay, Deniz ve Ekin’in hikâyesi… İstanbul’dan Ankara’ya, oradan İzmir’e uzanan bu yolculuk; aidiyet ihtiyacı ile metropolün acımasız yüzünü iç içe geçiriyor.
Şehirlerin ve evlerin duvarları arasında yankılanan bir direniş…
Hem kırılgan hem inatçı, ama asla sessiz değil.
Ve bu kez sesleri her yerde.
Jaz
13 Şubat - 20.30
Koffi Kwahulé’nin Jaz adlı oyunu, bir kadının travmatik bir deneyimi – bir tecavüzün yarattığı yıkımı – şiirsel ve müzikal bir dille anlattığı çarpıcı bir monologdur . İlk olarak 1998’de kaleme alınan ve yayımlanan oyun, caz müziğinin ritmik yapısından esinlenen benzersiz bir dil kullanır. Jaz, sessizlikle geçiştirilen bir toplumsal yaraya – “sıradan” bir cinsel şiddet vakasına – ses verirken, dilindeki ritim ve tekrarlarla adeta müzikal bir partisyon gibi duyulur. Bu özellikleriyle oyun, ilk sahnelenmeye başladığı 2003 yılından bu yana farklı kültürlerde geniş yankı uyandırmış; Fransa’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya pek çok coğrafyada sahnelenerek çağdaş tiyatro repertuvarında kendine önemli bir yer edinmiştir.
Günümüze kadar New York, Kamerun -Yaoundé, İspanya’da (Katalonya) Larna Teatre, İtalya-Roma, Fransa-Paris’te bir çok defa, Lüksemburg, Guadeloupe, Martinik, Montreal’de Théâtre Aux Écuries, São Paulo, Beyrut, Berlin gibi birçok şehirde sahnelenmiştir. Yirmi yılı aşkın süredir kesintisiz sahnelenen Jaz, dünya tiyatrosunda modern bir klasik olma yolundadır.
Tevafuk
14 Şubat - 20.30
“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…
Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.
Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.
Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.
“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).
“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!
Tevafuk
14 Şubat - 20.30
“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…
Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.
Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.
Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.
“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).
“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!
Nora 2
15 Şubat - 15.00
Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.
Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.
Nora 2
15 Şubat - 19.00
Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.
Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.
Vuslat
15 Şubat - 20.30
“35 yılı sığdırdılar bir kamyona! Ne kadar da küçükmüş meğer 35 yıl…”
Tiyatro Karnaval pandemi sonrası perdelerini yeniden açıyor!
Nilgün KASAPBAŞOĞLU beş yıl sonra sahnede.
Tiyatro Karnaval pandemi sonrası perdelerini yeniden açıyor! Nilgün Kasapbaşoğlu 5 yıl sonra tekrar sahnede! Alper Angın’ın yazdığı ilk oyunun İstanbul prömiyeri gerçekleşiyor.
35 yılı bir kamyon kasasına sığdıran İstanbul hanımefendisinin, kocasıyla yaşadığı hesaplaşmanın , hüzünlü ama bir o kadar da huzurlu anlatımı usta bir oyunculukla sahneleniyor.
Şafakta Buluş Benimle
16 Şubat - 20.30
Robyn ve Helen bir tekne kazasının ardından, nerede olduklarını ve birbirlerine ne kaldığını anlamaya çalışır. “Şafakta Buluş Benimle”, o sessiz alanda, hatırlamanın ve unutmanın nasıl aynı anda var olabileceğini araştırıyor.
Helen: “Bunu unutacağız
Unutmamamız lazım
İçimize işlemesi lazım, kas hafızası derler ya, onun gibi”
Robyn: “Daha iyi olayım istiyorum
Islak olmak istemiyorum
Titremek istemiyorum
Bu başımıza gelenler hiç olmamış
Evde olmak istiyorum
Seninle”
Zaman kendi üzerine katlanıyor ve anın içi genişliyor.
Leke
17 Şubat - 20.30
Kenar mahallede bir kasap dükkânının karanlık bodrumunda, yıllardır üstü örtülü
kalan hesaplar nihayet gün yüzüne çıkıyor. Murat ve Mert: İki kardeş… Aynı evde büyümüş, aynı acıları farklı yere gömmüş, aynı geçmişi birbirinden başka türlü hatırlayan iki adam.
“Leke”, aile bağlarının en kırılgan noktalarından, utancın ve sevginin nasıl iç içe
geçebildiğinden, bir sırrın bütün hayatları nasıl altüst edebildiğinden bahseden sert bir yüzleşme hikâyesi.
Uyarı: Travma mağdurları için tetikleyici unsurlar içerebilir.
Leke
17 Şubat - 20.30
Kenar mahallede bir kasap dükkânının karanlık bodrumunda, yıllardır üstü örtülü
kalan hesaplar nihayet gün yüzüne çıkıyor. Murat ve Mert: İki kardeş… Aynı evde büyümüş, aynı acıları farklı yere gömmüş, aynı geçmişi birbirinden başka türlü hatırlayan iki adam.
“Leke”, aile bağlarının en kırılgan noktalarından, utancın ve sevginin nasıl iç içe
geçebildiğinden, bir sırrın bütün hayatları nasıl altüst edebildiğinden bahseden sert bir yüzleşme hikâyesi.
Uyarı: Travma mağdurları için tetikleyici unsurlar içerebilir.
Leziz
18 Şubat - 20.30
Leziz, aynı evi paylaşan iki kadının, üst kata taşınan ev sahiplerinin gelişiyle sarsılan dengelerini anlatır. Hayatta kalma yolları farklı olsa da birbirine tutunan iki kadın, dışarının içeri sızmasıyla kimliklerini, kırılganlıklarını ve aidiyet kurma biçimlerini yeniden tartışmak zorunda kalır.
Devam
Nora 2
19 Şubat - 20.30
Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.
Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.
Tam Şuramda Duruyor
19 Şubat - 20.30
Belirsiz bir gelecek
Distopik bir dünya
Kaotik bir atmosfer
Pitkar adası’nda aşk acısı yaşayan bir Noel Baba veya ani bir ölüm haberiyle sarsılan Fotoğrafçı veya bir kediyi paylaşamayan iki kadın. Hangisinin daha çok canı yanar? Bu distopik kara komedi oyununda, haklıyla haksızın sürekli yer değiştirdiğine, yargı ve önyargılarımızın bizi sürekli sarstığına şahit olacaksınız.
Kocaman olayların, büyük devasa dertlerin gölgesinde sıkışan insanların küçük duyguları yaşama ısrarının hikayesi. Tam şuranızda duracak bir oyun.
‘Evet, ben tam da bunun için yaşıyorum'
Sağlam Bir Zemin Arayışı
20 Şubat - 20.30
‘’İlkokulda söylediğim türküyü hatırlıyor musun? Ben seni liberal sanmıştım. İçli içli söylenen bir türkü karşısında nasıl tepki vermeliyim sence? Zihnim bir çöplük gibi. Çocukken ne güzeldi değil mi? Ara sıra liberal de oluyorum tabi. Beni son gördüğün günü hatırlıyor musun? Sporu bıraktım. Sence saçlarım böyle mi iyi yoksa şöyle mi iyi? Yogaya başladım. Neden unutmak istediğimiz şeyleri bir türlü unutamıyoruz? Sesin değişmiş. Baştan alalım mı? Bir park, her yerde ağaçlar. Neden çağırdın beni? İş çıkışı lunaparka gitmeye başladım. Bir devrimci ağlar mı? Dertli gönüllere giren işte benim Zeki Müren! Neden böyle sıralı sıralı konuşuyoruz? Tiyatroda postmodern arayışlar işte.’’
Biri soldan diğeri uzaklardan iki eski çocukluk arkadaşı, yıllar sonra yeniden yarı gerçek yarı hayal bir düzlemde bir araya gelirler. Unutmak ya da utanmak için sadece 10 saniyeleri vardır.
Jüpiter
23 Şubat - 20.30
“Jüpiter”, aynı evi satın almak isteyen üç kadının, boş bir evin eşiğinde karşılaşmasıyla başlar. Bu rastlantı, onların hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleştiği bir dönüşüm yolculuğuna dönüşür. Başta rekabet gibi görünen bu karşılaşma, zamanla birbirine tanıklık eden, alan açan kadınların ortak hikâyesine evrilir.
Ev, giderek bir kadının değil, birçok kadının sesini, hikâyesini ve mirasını taşıyan simgesel bir mekâna dönüşür. Zaman eğilir, mekân çözülür; kadınlar birbirlerinin cümlelerinde büyür, birbirlerinin nefesinde yeniden doğar. Ev konuşur, duvarlar tanıklık yapar. Perde kapanmaz . Çünkü bu hikâyede sahne, izleyicinin içindedir.
“Jüpiter”, yalnızca bir mekânda değil, zaman ve mekânın ötesinde var olur. Kadınların kendi dünyalarını kurma cesaretine, kendi dillerini yaratma arayışına ve birbirine tanıklık etme gücüne bir övgüdür.
Gezegen Jüpiter, dilin ve kırılganlığın sınırlarını esnetip bizi birbirimize bağlayan bir metafor olarak yer alır.
Karakterlere isim verilmez; çünkü “Jüpiter”, her kadının hikâyesinde yankılanan ortak bir sesi arar. Bu, empatiye, içe bakışa ve paylaşılan bir dönüşüme davettir.
Ben Zek
24 Şubat - 20.30
Ben Zek, hayallerle gerçeklerin, sahne ışıklarıyla karanlık çocukluk anılarının çarpıştığı sarsıcı bir tek kişilik oyun. Komedi ile dramın sınırlarını bulanıklaştıran bu hikayede, oyuncu olma hayaliyle yaşayan Zek, bir gün arkadaşlarını audition çekimine davet eder ve bu süreçte kendi hayatının en derin sırlarını açığa vurur. Babasızlık, görünmezlik, hırs ve öfke...Tüm bu kırılganlıklar oyun boyunca giderek büyür. Ben Zek, bir oyuncunun kariyer hezeyanlarının ötesinde, bir evladın babasına, hayata ve kendine yönelttiği hesaplaşmayı sahneye taşıyor.
Devam
Ben Zek
24 Şubat - 20.30
Ben Zek, hayallerle gerçeklerin, sahne ışıklarıyla karanlık çocukluk anılarının çarpıştığı sarsıcı bir tek kişilik oyun. Komedi ile dramın sınırlarını bulanıklaştıran bu hikayede, oyuncu olma hayaliyle yaşayan Zek, bir gün arkadaşlarını audition çekimine davet eder ve bu süreçte kendi hayatının en derin sırlarını açığa vurur. Babasızlık, görünmezlik, hırs ve öfke...Tüm bu kırılganlıklar oyun boyunca giderek büyür. Ben Zek, bir oyuncunun kariyer hezeyanlarının ötesinde, bir evladın babasına, hayata ve kendine yönelttiği hesaplaşmayı sahneye taşıyor.
Devam
Merhaba Hoşçakal
25 Şubat - 20.30
Geçmişten gelen sorularla uyanan korkular ve umutlar. Aynı tarihten gelen iki kişinin ortak çıkmazı.
Ya kalsaydım… Ya gitseydim…
Yıllar ne kadar zamanda unutuluyor? Belki de bazı şeyler hafızalarda sessizce yaşamaya devam ediyordur. Ta ki bir ses, belleği uykusundan uyandırana kadar:
“Merhaba!” ”Hoşçakal”
Hiç Dünya
26 Şubat - 20.30
Yalnız kaldığını düşündüğün bir anda yanında beliren o kişi. Önemli olduğunu sandığın bir parçanın önemli olmadığını anladığın o an. Kendini boşluğa bırakmanın korkusu. Olacak olanın olması...
Hoş geldiniz. Burası Hiç Dünya.
Burada yaşamak bir teşekkür konuşması yapmak gibi. Basit duruyor ama başlayınca kelimeleri seçemiyor, cümleleri toparlayamıyorsunuz.
Hiç Dünya, hayat boyu verilen mücadelenin bir hiç olabileceği ihtimalini sahneye taşıyor. Hayatımızı seçimlerin mi yoksa mecburiyetlerin mi şekillendirdiğini masalsı, absürt ve mizahi bir dille ele alıyor.
N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali
27 Şubat - 20.30
''Ben Yusuf Umut. Genelde böyle söyleyince hangisini kullanıyosun diye soruyolar. Ben ikisini de sevmiyom diyom. O yüzden ikisini de kullanıyom. Dedem demiş illa Yusuf koyun. Peygamber ismi, mübarek olur. Annem de Umut istemiş. İşte Yusuf Umut. Ben olmuşum.’'
Yusuf Umut, tanımlayamadığı ama vaz da geçemediği bir özgürlüğün peşinde kendi yolculuğunu anlatıyor. Acaba bu özgürlük, sınırlarından taşan Yusuf Umut’u en sonunda aradığı ortama yakınlaştırabilecek, onu çekyatların, kuralların, sınırların içinden kurtarabilecek mi?
Bi de buradan soralım;
Ne Olacak bu Yusuf Umut’un Hali?
Bay Samir
28 Şubat - 20.30
“Asil bir yaşam mücadele ile geçer. Rezil bir yaşam ise daha çok mücadele ile geçer.”
Hayatla mücadele etmekten yorulmuş olan Bay Samir; bir iş çıkışı her akşam yürüdüğü yolun yabancılaştığını fark eder. Bu yol üzerinde bulunan ve sürekli seyrettiği tuhafiye dükkânı yıkılmıştır. Vitrininde yıllardır duran çirkin plastik manken ise ortadan kaybolmuş, Bay Samir’in anılarıyla birlikte huzurunun kırıntılarını da yanında götürmüştür.
Lodoslu bir akşam, Bay Samir’in Taksim ile Şişli arasındaki spiritüel yolculuğu böyle başlar. Yollar, kaldırımlar, kuşlar ve yalanlar üstüne bir hikâye…